Sunday, October 6, 2013

Yeni Sezonda Her güne bir Blog Yazısı....

GÜNAYDIIINNNN...

Ehhh....
En nihayet sevgili öğrencilerimiz, birer birer tatilden dönüyorlar.. Ya da daha evvel hiç tanımadığım ama onların bizi çok iyi tanıdığı ve bu senenin öğrenci adayları birer birer kapıdan içeri giriyorlar...

Ne mutlu bana ki... Hepsinden ortak duyduğum birşey var..

 "Ece hanım...Çok uzun zamandır ben sizi zaten takip ediyorum..Evinizi, oğlunuzu, Nalan hanımı, atölyedeki herkesi, sokak köpeklerinizi bile biliyorum... Yazı yazmasanızda, yazlıkta, Ankara'da, nerede olursak olalım, mutlaka açıp blogunuza bakıyorum.. Sizin üzüntülerinizle üzülüp, sevinçlerinize ortak oluyorum.. Bu sebeple ne olur- zaten kaleminiz kuvvetli- aman yazmaya devam edin de şöyle içimiz açılsın, bol resim paylaşın, gözümüz şenlensin...Siz artık bizim ailedensiniz. Kızımız, oğlumuz, kocamız bile sizi çok iyi biliyor, yine mi Ece deyip duruyorlar.. Aman bize bol yazı.."

Ehhh ben de...Bir şekilde zaman ayırıp, tekrar eskisi gibi bol bol sizlerle olmaya karar verdim.. Madem ev, Can, köpekler, atölye, sıkıntı, neşe...kısacası konu fark etmiyor... Her birşeyleri sizlerle, taze taze paylaşmaya karar verdim.

Hazır mısınız?



Ehhh...
Yaz başı...
Önce gelincikler açtı karşımızdaki tarlada...



Atölyede, her molada, çay, kahvemizi içerken onları seyrettik...

Derken...Sıcaklar aniden bastırıverdi..
Ona rağmen atölyeyi terk etmeyenler,  azimle çalışmaya devam ettiler...




Sonra...
Artık yorgunluktan, atölye görmek istemediğimizden, ağustos'ta atölyeyi tümden kapatma kararı aldık..



Yaşasın evdeydim....
Bol bol yemek yaptım...



İyice kilo aldım... Ahhh ahhh...

Baş yardımcılar mutfaktan hiç çıkmadılar tabi ki...


Patatesler, pişiler, açmalar, mantılar... Ahhh çok feci oldu çok feci...



Tabi bu arada " araştırmacı gazeteci Ece" pozisyonuma hiç ara vermedim... Her İstanbul seyahatinden enfes değerli kitaplar aldım, bu sezon ne gibi yenilikler yapabilirim, onbin cin fikir kafamda uçuştu durdu!!








Ehhhh....
Yaz bitti...

Ece Aymer Craft House ailesi olarak,  1 Eylül itibari ile atölyemizin kapılarını açtık... Şöyle bir ağustos ayındaki, tatil rehavetimizden kurtulduk... Temizliğimizi yaptık, ortalığı sildik, süpürdük... Sokak köpeklerimizi geri devraldık..Atölyede mal sayımı yaptık.. O meşhur öğle yemeklerimizi yemeğe başladık..

Siparişler bir ay zor bekledi bizi zaten.... Hemen başladık boyalara...
Önceeee...
Enfes ayna çerçevelerini göstereyim size..
Dev gibi 5 tane ayna... Hem de mum eskitme yapılacaklar!!!!!..



Başladı Asuman kocaman aynaları boyamaya... Aaaa Sevil'de yardıma gelmiş..

Sevgili Sevil'i de kattık üretim grubumuza... Hayırlı olur İnşallah...



Bitmiş hallerini, birkaç zaman sonra sizlerle paylaşacağım... Lakin içlerine eskimiş, yıllanmış aynalar yerleştirilecek... 
Ama burada önemli bir ayrıntı var.. Henüz nasıl yapacağımı bilmiyorum..Aynayı nasıl yıllar içinde eskimiş göstereceğimi hala araştırma halindeyim... Bulunca muhteşem olacaklar eminim...
Herşeyleri bitince...
Sherwood'da satılacaklar... Biliyorsunuz, aksesuarlarımız tüm Sherwood mağazalarında, yani Türkiye'nin 8 ayrı noktasında satılıyorlar. İlgileneler için hatırlatayım..




Ehhh....
Tam, bu dev aynaları boyarken, yeni açılan Eryaman Beğendik'in işleri geldi atölyeye..
Hikayeyi azıcık facebookta paylaştım sizlerle..

12 tane 1.20 metre boyunda, kabartmalı pano çalıştık. 6 kişi 85 pakete yakın hamur yoğurdu, 84 tane plotterda basılmış 1.5 metrelik kağıtlardan, 450 küsur  kağıt kesildi.
Daha evvel yapmadığımız bir şeyi denemiş olmanın mutluluğu içinde de yorgunluğumuzu unuttuk gitti.


Asuman...Dev boyutlu hamurlar açmada profesyonelleşti... Hatta atölye parasız kalırsa Asuman'la, Nalan ve Buket'le pizzacı ya da mantıcı gibi hamur işlerine girmeye karar verdik...

Teslimat günü yaklaştıkça, panikleyip, hızlandırılmış kurslarımıza katılan öğrencilerimiz de - sağolsunlar- işi gücü bırakıp, alt katta bize yardım etmeye başladılar!! Karşınızda İstanbul'dan Fulya Kement, fotoblokların kenarlarını boyarken!!!



Bitmiş galiba???




Bu arada, başka siparişler de, durmuyordu ki...Durmasın İnşallah, ardı arkası kesilmesin siparişlerimizin tabi ki...



Aaaa Türkan abla... Yoruldun mu yoksa? Halbuki ne ki... Minicik bir dolap boyuyorsun alt tarafı.... Şaka şaka... Ellerine kollarına sağlık.... Ellerin dert görmesin....Bu hafta TRT'de ben boyamışım gibi...pek bir güzel göstereceğim... Ama sizler ve herkes biliyor ki, siz olmasanız hayatta bu güzel işler ne yetişir, ne de ben mutlu olurum, ne de atölyemiz böyle büyülü, yol gösterici ve verimli olur....



Amman.......Atölyeyi melekler basmış....
"Allah'ım, sen bu evi ve içindekileri tüm kötülüklerden koru..." Kaç tane dualı pano yapmışızdır? Kaç tane yazmışımdır acaba? 2000 olmuştur değil mi? Yani en az 2000 evde bu güzel temenni var... İyi ki keşfetmişim ben bunu vallahi....




ellerine kollarına sağlık Buketciğim.. Pek bir güzel duruyorlar topluca...



Ama... Teker teker üstümüze gelin arkadaşlar...!!!!




Yine kavanozlar ve Asuman başbaşa....
Atölyeye döndük tatilden... Kavanoz yok piyasada... Meğerse turşu mevsimi dolayısı ile Paşabahçe turşu kavanozu üretimine ağırlık vermiş...Ama bu bilgi Nalan'ı durdurur mu? Buldu vallahi her istediğimiz boyda kavanozumuzu....



Ehhh....
Bizler çok çalışıyoruz...Amaaaa...aklı fikri oyunda olanlar da var tabi ki....Bakın bakalım kimlermiş onlar!!!!

Şimdi biz, ciddi ciddi, kuşevi dolabımıza nasıl eskitme yapacağımı tartışıyoruz. (Yerdeki arkadaşa dikkatinizi çekerim.)


Tamam....Konsültasyon sonucu dolabı nasıl boyayacağıma karar verildi.. ( Yerdeki arkadaş.." Bitti mi toplantınız? "der gibi bize bakıyor.)



"Ehhh, oynama vakti geldi artık... Bekledim, bekledim ama yeter... Biraz da benle ilgilenin."







Öğrencimiz Berke şaşkın.. "Allahım nasıl bir atölyeye düştüm ben?" der gibi...Ayyyy yiyoruz biz bu şeker Berke'mizi..O kadar tatlı ki...






"Ha ha ha....Ben kazandım işte.. Vermedim Ece'ye bu pamuklu güzel bezi.. Yağlı boya eskitmesini silme işini başka bezle yapacak artık."





Biraz da esas konumuzdan havadisler vereyim...
İlk olarak, 2008 yılında blog sayfasını kurarken, amacım, Türkiye'de pek az rağbet gören "country tarzı"nı,    ( maalesef türkçesini bilmiyorum, dergiler kırsal yöre tarzı gibi çevirmişler ama aynı şey mi, hiç olmamış!!) bizim klasik döşeli evlerimize sokabilmek, hep alıştığımız kahverengilerden çıkıp azıcık renk, neşe, cıvıltı getirmekti evlerimize... 
Ne dersiniz? Hep birlikte başardık galiba... 
Vallahi ben pek memnunum..Artık nereye baksam, kırmızılar, horozlar, kuşevleri, bol mum eskitmeler....





Ehhhh....
 Ece Aymer Craft House olarak, biraz tarz değiştirme zamanı geldi değil mi?
Eskisi gibi, size teknikler hakkında bilgiler yazmaya çalışacağım tekrar.. Biraz daha ciddi tekniklerle, klasikle, varağı birleştirip, nasıl sevimli şeyler yaratabiliriz, bakalım.. Onlara odaklanayım istedim bu sene... 

Yoksa, kalmayacak birbirimizden farkımız!!! Anlaşılmayıp, unutulup gidilecek bunca yarattıklarımız!!!

Şimdilik kısaca bahsedeyim ama dediğim gibi, sizlerden gelen istekler doğrultusunda, tekniklerden uzun uzun da bahsedeceğim bilahare...


Mum Eskitme... "DISTRESSING...."





 Yalancı Masif Panel Görünüm.... "Trompe-l'œil"


İki renkle doku tekniği ve iki renkle stensil boyama.... "TEXTURING AND PRO-STENCILLING"


Boya Çatlatma..."CRACKLING"..


Yağlı Boya ile Fırçayla Eskitme...ANTIQUING WITH OIL BASE..."


Su Bazlı Antik Eskitme.. ANTIQUING WITH WATER BASE..."


Bez Yuvarlama... "RAG ROLLING.."




 Bu günlük kalın sağlıcakla...
 En başta dediğim gibi, bu aralar her gün görüşeceğiz... 
Yarın...
 " Ankara dar gelir bizlere....Taa uzaktan ziyaretçiler, hızlandırılmış kurs öğrencilerimiz ve Artabella Gülçin hanım.."


Friday, September 13, 2013

Neşe Üremez Hanımefendi....


Biliyorsunuz, geçen pazar Zekeriyaköy şenliği vardı.. Ben de, hiç olmazsa bu fırsatla, Zekeriyaköy atölyemizin güzel sahibesi Seda ile olurum diye, atladım İstanbul'a gittim.
Bu Zekeriyaköy ne güzel bir yer... Ama İstanbul değil orası..resmen seyahat ediyorsunuz.. Hele benim gibi Kadıköy'den geçiyorsanız.... Ne yapsam, yol 3 saat sürüyor... Ama pek bir keyifli..Beşiktaş'tan Sarıyer otobüsüne biniyorum..Her yeri seyrede, seyrede, kulaklığımdan en sevdiğim müzikleri dinleye dinleye, tıngır mıngır gidiyorum...

Zekeriyaköy ahşap ve dekoratif boyama atölye çalışmaları için lütfen hemen Seda hanımı arayınız.
İstanbul Zekeriyaköy (212) 202 98 84




Gelelim Neşe hanıma...
Neşe hanım, Zekeriyaköy şenliğinde, kibarca yanıma geldi ve benimle çok uzun zamandır tanışmak istediğini söyleyip, jest olarak da nefis bir cam fanus takımını satın aldı... Meğerse, Zekeriyaköy çarşısının içinde dükkanı varmış. Beni ve Seda'yı da oraya davet etti.



Bir gittik...
Rüya gibi bir dükkan... Neşe Üremez hanım hem yağlı boya resim yapıyor, hem porselen boyuyor, kocaman bir fırını var, hemen dükkanın girişinde..hem de kanaviçeler işliyor. Sadece kendine ait, sanatsal faaliyetlerini sürdürebilmek için bu dükkanı açmış. Vakit buldukça evden uzaklaşıp, çalışmaya, bu enfes dükkana geliyor, işini bitirip evine geri dönüyor.. Ders vermeye hiç vakti olmuyormuş... Sadece yaptıklarını, dükkanında, arasıra satıyormuş...Her yer kitap dolu..Desenlerini kendi çıkarıyor, porselenlerini boyuyor, fırınlıyor, yağlı boyalarını yapıyor, kanaviçe işleyip, tabura yapıyor, tablo yapıyor...Ne yapsak..Biraz sık sık uğrasak da,  Neşe hanımı daha çok dükkanında zaman geçirmeye ikna eder miyiz sizce?


Hani ağzımız açık Amerika'daki çoğu blogda gördüğümüz tarzda, sizi alıp götüren rüya gibi bir dekor...



Hele bir de Neşe hanımın elleriyle boyadığı lavaboyu görünce, ne diyeceğimi şaşırdım.




Sohbet o kadar güzeldi ki...Büyüsünü bozmamak adına, çok teknolojik olmamaya çalıştım ve çok az fotoğraf çekebildim... Geri kalan fotoğrafları da , hemen sizle paylaşıyorum.











Neşe Üremez hanımla konuşmak tanışmak isterseniz, işte size telefon numarası...
0532 275 4349

Kalın sağlıcakla...


Friday, August 30, 2013

SHERWOOD ÇİÇEKLERİ...

Biliyorsunuz... "Sherwood Country mobilya" mağazalarının
  tüm aksesuarı Ece Aymer Craft House'dan gidiyor. 

Geçen haftalarda
 Atilla bey bambaşka bir istekle karşıma geldi.. " Ece?, sen çiçek arajmanları da yaparsın bize..."


Hiç yapamam der miyim?


Eh....Çıktım çarşıya, ne kadar hoşuma giden çiçek varsa, pazardan, Suluhan'dan, Madam Coco'dan (%70 indirim var haberiniz olsun) ve tabi ki Euroflora'dan satın aldım, geldim eve...


Yığdım onları masaya... Akşam 8.00 gibi başladım...Sabah 4.00'e kadar aralıksız ...



Bu Ece, yorgun Ece... ama yeni birşeyler yaratmanın enerjisi var tabi...




Yetişmedi tabi.. Sabah, bu sefer de bahçede devam...
Veeeee.
En nihayet,  bitirdim,  Sherwood'a teslim ettim...





Buyrun bakalım, bu sefer de, her zamankinden çok farklı olarak,  Ece Aymer  Çiçek Arajmanlarına...
















Sunday, August 4, 2013

Zekeriyaköy Ece Aymer Craft House Ve zarif Seda'mız....

Selammm...

En nihayet, tatil için 3-4 günlüğüne İstanbul'dayım....
En sevgili arkadaşımla....Oğlumla....
Her geldiğimizde, babamın boş duran, Kadıköy'deki evinde kalıyoruz.. Küçük bir ev ama tüm ailenin fertleri İstanbul'a geldikçe otel gibi orayı kullanıyoruz. Sağolsun babacığım...Her yere yakın, zaten Mühürdar caddesi herşeye yetiyor...Ama bu sefer istedim ki, kaldığımız yer değişik olsun. Can'la tatil yapmış olalım... Tabi ki işler de var beni bekleyen!!!
İstedim ki, İstiklal caddesine yakın olsun.. Ne zaman istersek inip gezinelim, kitapçılara gidip saatlerce çıkmayalım, sokakta sosisli yiyelim, müzik dinleyelim..
İnternetten, www.booking.com dan araştırırken bir otel buldum.. Triada Otel... Bu kadar mı güzel olabilir?.. Odamızın resmini koyayım..Ne demek istediğimi anlayacaksınız..
Odamızın içinde jakuzi var!!! Daha kapıdan girdik...Mayolarımızı giydik ve Can'la kendimizi içinde bulduk... Karşımızda da televizyon... Tabi bir de kahve yapıldı, jakuzinin içinde kahve bir daha nerede içebilirim ki?... Minicik bir otel burası!!! Fiyatını da söyleyeyim size... ..
2 kişi günlük kahvaltı dahil 150 lira...
Tatil için, tesadüfen, mükemmel bir seçim oldu...

Pazartesi soluğu Seda'nın yanında alacağım..
Seda İstanbul Ece Aymer Craft House Zekeriyaköy'ün sahibi...
Nasıl şeker bir insan... Zaten işten ziyade, biliyorsunuz kişilikler benim için en önemlisi...Seda'nın henüz çözemediğim çok naif ve kendine özgü bir zevk tarzı var...Hayranım evine, giyimine,sakinliğine, herkese sabrına, bana saygısına ve nazikliğine...
Eminim harika keşiflerde de bulunacak çok kısa zamanda...
Zekeriyaköy atölye, bana göre çok farklılıklar yaratacak..
Zaten şimdiden müşterileri pek bir ünlü... Ehhh çoğu sanatçı Zekeriyaköy'de oturuyor ya... Seda'nın yaptıklarını gördükçe bayılıyorlar, hayran kalıyorlar.. Yakında dergilerde, sanatçılarla Seda'yı görürsek şaşırmayalım!!

Henüz 2-3 ay olmasına rağmen- ve maalesef ölü sezona denk gelmesine rağmen- Seda'nın yaptığı güzelliklerden bazıları...







Asıl benim favorim aşağıdaki "Cook" yazısı.....


Bu arada, fotoğraf çekimlerindeki dekora, renklerin hoşluğuna, tasarımın güzelliğine bakar mısınız? Diyorum ya...Yeni bir cevher keşfettim diye...





Yolun açık olsun Seda'cığım...Daha çoook şeyler yapacağız birlikte... Pazartesi görüşmek üzere....

Saturday, August 3, 2013

İş hayatı uğruna yapılan fedakarlıklar...

Ak sakallı kılıç ustası, oturduğu geniş minderden kalfa ve çıraklarını izliyordu.
Harlı fırında korlaşan çeliğe şekil veren eller, ustalarının öğrettiğini yansıttıkça, yaşlı kılıç ustası son derece keyifleniyor, uzun yıllardır yanında çalışan bu insanlara mesleğinin inceliklerini öğretmenin mutluluğunu yaşıyordu. Bilmekteydi ki, bir gün gelip köşesine çekilmesi gerekirse, ustalığı bu genç insanlarda yaşadığı sürece, ismi de kendisi de yaşayacaktı.
Aniden genç bir savaşçı, atölyeden içeri daldı. Ustaya telaşla yaklaştı " Sevgili ustam, son cenk zorlu çıktı." dedi ve yamulan aile yadigarı kılıcını gösterdi. "Ustam, tez elden kılıcımı tamir etmeni istiyorum." Usta, gönyesi bozulmuş kılıcı dikkatle aldı, bir uzaktan, bir yakından, farklı farklı açılardan, küçük dokunuşlarla defalarca ve defalarca inceledi ve savaşçıya dönerek "Eh.. Bu iş ustalık gerektiriyor, diğer tamirlerden farklı bir yöntem uygulayacağım, bu hem pahalı hem de riskli bir yöntem... Kabul eder misin?"
"Herşeye razıyım.Yeter ki kılıcım istediğim gibi olsun."
Yaşlı usta, kılıcı oturduğu minderin altına yerleştirdi, farklı hız ve ritmlerle iki kez oturup kalktı. Şaşkınlık içindeki genç adam, ustanın ne yaptığını anlamamış bir ifadeyle, kendine uzatılan tamir edilmiş kılıcı aldı, korkulu bir telaşla, kılıcını şöyle bir savurdu.. Herşey mükemmel görünüyordu. En nihayet rahatladı...
"Ustam, ne kadar ödeyeceğim?"
Usta sakalını sıvazlarken, kendinden emin bir ifadeyle "Yirmi altın akçe." dedi. Genç adam hiddetle karışık bir ifadeyle, "Neee? Aman ustam, yaptığın iş iki darbe. Bu paraya ben gider yeni kılıç satın alırdım.Yirmi akçeyi vermem. Zaten seni seyrettim, istesem şimdi ben de yapardım.."
Yaşlı adam sakince genç adamın sözlerini bitirmesini bekledi. Kılıcı aldı, tekrar minderin altına koyarak, eski yamuk haline getiren iki darbeyi oturup kalkarak vurdu ve daha ne olduğunu anlayamadan savaşçıya iade etti.
Şimdi çok kızmıştı genç adam. "Ben de yapabilirim, hatta daha iyisini." Ustanın uzattığı kılıcını hızla çekti.Yandaki konuk minderine oturup, aynı ustasının yaptığı, iki darbeli oturuş ve kalkışları gerçekleştirdi. Minderden muzaffer bir eda ile kalktı ve elini minderin altına sokup, kılıcını hızla çekti. Gözlerine inanamıyordu, ata yadigarı kılıç tam ortadan ikiye bölünmüştü. Çaresiz gözlerle ustaya döndü.
Usta bu olayları yaşamışlığın bilgeliği ile genç savaşçıya, "Ödemeni istediğim bedel iki darbeye değildi, otuz yıllık talimeydi, tecrübemeydi..." dedi.

Merhaba Arkadaşlar......
Şu anki iş hayatımı, aileye benzetiyorum... Ne kadar çok kalabalıklaşırsak, o kadar yoğunluk artıyor, sorumluluk artıyor, haliyle problemler de artıyor, her bir birey için kullandığımız zaman gittikçe bölünerek azalıyor, azalıyor.... Yine aynı ailemiz gibi, nasıl çocuklarımız, büyüyüp hayata yeni yeni adım atarken, hemen geçsin seneler ve birşeyler çabucak olsun isterler ya, bizim işimizi örnek alırsak, aniden parlayan ahşap boyama işine gönül verenler de, hemencecik sonucu görmek istiyorlar. Bizim onlardan çok yaşadığımızı unutup, zorluklarını yaşatmadığımız için, öğütlerimizi dinlemeden, kendilerinin fikirlerinin doğru olduğunu savunuyorlar, daha doğrusu siz ne derseniz deyin,  dediğim dedik olmak istiyorlar.
Eskişehir Baharca Sanatevi'nin bana yazdığı unutamadığım sözlerinde çok ciddi bir gerçek var..." Bu işten para kazanılacağını Türkiye'ye gösteren ilk kişisiniz.Atölye açmanın, ahşap boyama yapmanın saygın bir meslek olduğunu kanıtladınız.. Ahşap boyama objeleri, evlerden, atölyelerden çıkartıp, vitrin raflarına konabileceğini, hatta satılabileceğini ilk gösteren kişisiniz." Bu güzel sözlere hayatım boyunca minnettar kalacağım. Ama, bu seviyeye gelene kadar, ne fedakarlıklar gösterildiğini bilen var mı?

Aynı çocuklarımızla yaşadığımız gibi.... Bilmeleri gerekiyor ki, hayat mutlak iniş çıkışlarla dolu...Nasılsa kendi tercihleri dolayısı ile bir iniş yaşayacaklar, çıkışlar da yaşayacakları gibi...O halde, biz aynı yollardan geçmiş tecrübeli anne baba olarak, ya da aynı iş dalında 14-15 senesini harcamış biri olarak, görevimiz, maalesef şu an için, onların yumuşak iniş yapmalarını sağlamak... Çünkü biz ne kadar öğüt versek de, kendilerinin fikirlerinin doğru olduğunu düşünüyorlar.

O halde, yazımı şöyle toparlayayım.
Yeni atölye açmak isteyenlere, benden franchising almak için her gün arayanlara, ve tabi ki tüm Ece Aymer Craft House ailesi bireylerine birkaç nacizane sözüm olacak...

1.İnsan bazen çok istediği işe, kolayca sahip olurken, önünde yol gösteren olunca, zorluklarını yaşamayınca, sonrasında hayal kırıklığına uğrayabiiyor. "Onca zaman bunun için mi uğraştım" cümlesinin günlük hayatımızda vazgeçilmez bir yere sahip olması kaçınılmazdır, unutmayın ki her iş uzaktan kolay ve güzel gözükür...
2.Maalesef, etrafımızdaki hiç kimse mecbur kalmadıkça, size herhangi bir işin püf noktalarını ve inceliklerini göstermeyecektir. Bu yüzden mesleğinizle ilgili veya paralelindeki işleri başarıyla gerçekleştirenlerin yakasına yapışın ve tüm bilgisini sömürün!!
3.Unutmayın ki, merdivenin birinci basamağından, yirminci basamağına hiç kimse bir seferde rahatça çıkamaz, sabırlı olup, kendimize güvenip, inancınızı yitirmeyin.
4. İyi bir takım üyesi olmak, başarının yarısı demek....
5. Çok sevdiğim bir hikaye var... Maddi sıkıntıları olan bir ailenin iki çocuğu var.. Köyde okul yok, para yok, yol gösteren yok, yardım eden yok.. Katlanmaları gereken çok zorluk var.İki kardeşten birisi bu zorluklar içinde üniversiteyi bitirip, büyük bir kuruluşta üst düzey yönetici oluyor, diğeri ise eğitimini tamamlamıyor, hep bahane, hep bahane, sonuçta köyde kalıyor.
Yıllar sonra her ikisine de soruyorlar "Bu şartlar altında nasıl yükselebildin?" diye..
Üst düzey yönetici "Zaten bu şartlar yüzünden, başarılı olmam, zoru başarmam, kendimi kanıtlamam ve kurtarmam gerekiyordu." diyor.
Sonra köydeki kardeşe soruyorlar aynı soruyu. O da şöyle cevaplıyor: " Bu şartlar altında nasıl başarılı olabilirdim ki?"
6. Yine büyümekte, hayata yeni yeni atılmakta olan çocuklarımızdan örnek vermek istiyorum.
"Annem babam beni anlamıyor, benimle ilgilenmiyor, bunu herkese anlatacağım". Halbuki bütün amacımız, hayatımız, tüm uğraşlarımız onlar için değil mi?
"Anne babamla sorunlarımı paylaşmam. Anlatsam da beni anlamıyorlar". Bazen anlamamazlıktan gelmemiz gerekmiyor mu? Bazen onların hiç istemediği öğütleri vermemiz gerekmiyor mu?Çünkü aynı yollardan biz çoooktan geçmiştik...
"En kısa zamanda evden ayrılacağım. Her konuda başımın etini yemelerinden bıktım artık.Ben zaten başımın çaresine yanlızken daha iyi bakarım. Beni kollayacak bir sürü arkadaşım var."
"Hayır senin dediğin doğru değil...Arkadaşlarım, arkadaşlarımın anneleri, hatta senin dışındaki herkesin doğruları, seninkinden daha doğru, senden başka herkes bana daha yardımcı olmak istiyor, onlarla iyi geçinmek istiyorum, senle değil."
Bizler, anne-baba olarak hep deriz ki:"Aman oğlum, kızım, adım atarken bana bir danış, yanlış mı, doğru mu, en azından seni yönlendireyim, yumuşak iniş yapmanı sağlayayım.." Danışan ve öğüdümüzü dinleyen kaç genç var? Hatta bir süre sonra, onların kendilerini soyutlamaları dolayısı ile iletişim kopukluğu bile yaşanıyor. Hiç konuşmadan yaşayan gençler ve ailelerini tanıyorum..

İşte arkadaşlar..İş hayatımı da aynı çocuk yetiştirmeye benzetiyorum.. Her anne baba gibi, onların iyiliği için , her türlü fedakarlığı yapmaya hazırken, bütün hayatımızı onlar üzerine planlamışken, bu özveriyi görebilenler az....Maalesef olgunlaşmalarını ve sizi anlayabilmeleri için onların da birer anne baba olmasını beklemek galiba en doğrusu....

Diyeceğim şu ki... Her ne kadar istemesek de, aslında bu çocuklar, henüz toyken ve gençken, yukarıda bahsetmeye çalıştığım sebeplerle,  çok haksız yere anne babalarını,  "İŞTEN KOVABİLİYORLAR". Ben de, "daha iyi anne baba olabilmek için" iş hayatında almam gereken dersimi çok iyi aldım.

Söz veriyorum, yarın çok iç açıcı, pozitif , bol resimli ve eğlenceli bir blog yazısı yazacğım.